35 Yıl:
9 Ekim
2014 ISSN:
1306-3472

Ana Sayfa » Yıl 9, Sayı 35 (Ekim 2014) » TÜRKİYE’NİN YEŞİL CENNETİ: KARADENİZ

YANSIMALAR

 

 TÜRKİYE’NİN YEŞİL CENNETİ: KARADENİZ           


 

İpek Erdal
ipek.erdal@atilim.edu.tr

 


           

 "Temel paraşüt satıyormuş. Bir müşteri gelmiş:

                           Bu paraşütle 400 metreden atladık diyelim açılmazsa ne olacak

                          1. Düğmeye bas açilur.

                           Ya açılmazsa?

                           2. Düğmeye bas açilur.

                           Ya açılmazsa?

                           Uşağum, 3. Düğmeye bas kesun açilur.

                          3. Düğmeye de bastık, ya açılmazsa?

                          Hee ozaman 2 yıl garantisu var geterursun değiştiruruk."


Karadeniz’imiz Temel’i, Dursun’u, Fadime’si, sıcakkanlı insanları, çayı, finduğu, şivesi ve tabi ki bol bol yağmur ve yeşillikleri ile tanınır. Bu sene kültür turu kapsamında programımda Karadeniz ve Batum (Misak-ı Milli’den vermiş olduğumuz ilk taviz) vardı. Bu yeşil cenneti sizlerle paylaşmak istedim.  

Amasra ve Safranbolu

Gezimiz balıkları ve salatası ile ünlü ve genç yaşta hayatını kaybeden Barış Akarsu’nun memleketi olarak da bilinen Amasra ile başladı. Mimari özellikleri bakımından tarih kokan, Safran bitkisi ile ünlü Safranbolu ile devam etti. Amasra demişken Fatih Sultan Mehmet’in ünlü Bakacak Tepesi’ne geldiğinde Lala’sına söyledikleriyle devam edelim isterseniz. Fatih Sultan Mehmet burayı fethedip Bakacak Tepesi’nden  manzarayı gördüğünde Lala’sına döner ve “Lala Lala,  Çeşm-i Cihan bu mu ola” diyerek buraya olan hayranlığını dile getirir.

Amasra-Bakacak Tepesi

Amasra ve Safranbolu’ya yolunuz düştüğünde Amasra’da bol bol balık ve salata yemeyi, Safranbolu’da ise Safran çiçeği kolanyası alıp, Safranlı lokum tatmayı unutmayınız.

Kastamonu ve Sinop

Kültür turumuzda ikinci durağımız Kastamonu oluyor. Merkezdeki Şerife Bacı Heykeli’ni ziyaret ettikten ve Nasrullah Kadı Cami’ni de gördükten sonra Sinop’a harekete geçiyoruz. Tarihi cezaevi’nin etkileyici havası, Sinop Limanı’nın deniz kokusu, Hamsilos Fyordu’nun büyüleyici görüntüsünden ayrılmak istemesek de otobüsümüzde yerlerimizi alıp Sabahattin Ali’yi anarak ve Tarihi Cezaevi’nde yazmış olduğu şiirleri okuyarak yola devam ettik. 

 

Özgürlüğünden uzak; denize, kuş seslerine ve kadın sesine özgürlük olarak bakan Sabahattin Ali’nin dizeleri..

“Başin öne egilmesin
Aldirma gönül, aldirma
Agladigin duyulmasin,
Aldirma gönül, aldirma
Disarda deli dalgalar
Gelip duvarlari yalar;
Seni bu sesler oyalar,
Aldirma gönül, aldirma

Görmesen bile denizi,
Yukariya çevir gözü:

Deniz gibidir gökyüzü;
Aldirma gönül, aldirma
Dertlerin kalkinca saha
Bir küfür yolla Allaha
Görecek günler var daha;
Aldirma gönül, aldirma
Kursun ata ata biter
Yollar gide gide biter;
Ceza yata yata biter;
Aldirma gönül, aldirma”

Ordu, Giresun, Rize

Sahil şeridinden yolumuza devam edip, Samsun’u direk geçiyoruz, dönüşte bu ilimizi de ziyaret edeceğiz. Sırada Ordu, Giresun ve Rize var. Buraların vazgeçilmezi çay ve fındıktan bahsetmek istiyorum.

Fındık toplama, kurutma, eleme ve tabi ki yeme denilince akla gelen illerden Ordu, Giresun ve Rize’deyiz. Burada fındıktan bahsetmeden geçmek olmaz sanırım.  Fındıklar genellikle dik olan yokuşlarda büyük bir emekle toplanır. Fındık patozu denilen makinalarda yeşil kabuklarından ayıklanarak güneşin altına serilir ve çürük olanları tek tek elenerek kaliteli fındık olarak kullanıma hazır hale gelir. Ben bunları nereden mi biliyorum? Eğlenceli, güler yüzlü Karadenizlilerle çay eşliğinde sohbetlerden…

Ülkemiz fındığının büyük bir kısmını ihraç ediyor. Gördüğümüz kadarıyla 2014 yılında fındık üretimi beklenen düzeyde olmadı. Fındıktan geçimini sağlayan insanlar gördüklerimizi destekler nitelikte bu yıl verimin önceki yıllara göre daha düşük olduğunu belirtti.

Hazır Rize taraflarına gelmişken fındıktan sonra çaydan da bahsedelim isterseniz. Bizlerin çok sevdiği yazın “hararet keser”, kışın da “içimizi ısıtır” diyerek dört mevsim tükettiğimiz çay nasıl demlenir, iyi çay nedir nasıl anlaşılır?

Sekiz tür elek vardır sıfırdan başlar sekize kadar çıkar. Eleğin delikleri ne kadar büyürse aşağı inen çayın içindeki çöp miktarı da paralel olarak artar. En iyi ve Karadenizlilerin kendilerine ayırdıkları çay; mayıs ayının hasatında yapılan çaydır. Bu mayıs hasatını bulabilirseniz tadının ve kokusunun içtiğimiz çaylardan çok daha keskin ve buruk olduğunu görürsünüz. Asıl çay olarak Karadenizlilerin nitelendirdiği çay tam da budur.

Peki diyelim ki mayıs hasatını bulduk, nasıl demleriz? İlk dikkat edilecek şey demliğin porselen olmasıdır. Suyu çayın üzerine değil, çayı suyun üzerine eklemeliyiz ki çay taneleri ıslanmadan en üstten demini suya bırakarak yavaş yavaş aşağı insinler. Demini alabilmesi için bekleme süresi 12 ila 15 dakika arasıdır. Demlendikten sonra da yarım saat içerisinde tüketilirse en leziz anını yakalamış olursunuz. Karadeniz’de çay fabrikalarında çayınızı yudumlamak ve orada çay hakkında bilgiler almak için fabrikaları ziyaret etmenizi de öneririm.

 

Çamlıhemşin ve Fırtına Deresi:

Şimdi rotamızı eğlenceye ve muhteşem manzaraya çeviriyoruz.  Burada kırmızı benekli alabalık, muhlama yiyebilirsiniz. Ve yaparken çok keyif aldığım, şiddetle tavsiye ettiğim diğer bir aktivite de Rafting. Fırtına Deresi’nde rafting kesinlikle bir başka. “Sevdaluk” dizisinin çekimlerinin yapıldığı Şenyuva köyü ve birçok diziye, filme ev sahipliği yapan Çamlıhemşin manzaralarına hayran kalacaksınız. Buralarda özellikle taş köprüler çok ünlü ve dayanıklılığıyla meşhur. Görüntü olarak da otantik bir hava veren bu köprüler doğayla bütünleşmiş bir şekilde.

Ayder Yaylası: Konaklamamızı yapacağımız Ayder Yaylası’ndayız. Ayder Yaylası filmlerde, dizilerde hatta müziklerde sürekli karşılaştığımız meşhur yayla. Burası turistik bir merkez haline gelmiş. Merkezinin doğallığını kaybettiğini söyleyebiliriz. Ayder Yaylası’nın turistik merkez haline gelmesinin önemli ve geçerli bir sebebi var. Burada doğal bir kaplıca bulunmaktadır. Birçok hastalığa iyi geldiği bilinmekte olan bu kaplıcadan faydalanmak için insanlar tarafından konaklama ihtiyacı oluşmuş ve talebi karşılamak için de pansiyon ve otel sayıları yaylanın merkezine oturmuştur. Ayder Yaylası’nda Gelin Tülü Şelalesi de kesinlikle suyun debisinin coşkulu olduğu zamanlarda görülesi yerlerden birisidir.

Trabzon ve Çevresi

Benim en çok dikkatimi çeken duraklardan birisi daha… Trabzon. Burası Atatürk köşkü, Ayasofya’sı, Akçaabat köftesi, telkari sanatı, Maçka’sı ve Sümela Manastırı ile beni tam anlamıyla büyüleyen yerlerden bir tanesi. Sümela Manastırı’nın etrafındaki o muhteşem doğa, Zigana Dağı’nın içine, inanılması çok zor bir yere inşa edilmiş olması, freskleri ve o tarihi tadı ile etkileyici bir yer.

Kütüphane için ayrılmış bir odası, fırın odası, ana kaya kilisesi, bir kaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, gözetleme alanları, freskleri olan bu manastırın  MS 365-395 tarihleri arasında yapılmış olduğu bilinmektedir.

Böyle bir güzelliği görmek kolay değil. Sümela Manastırı’na çıkmak da inmek de bir hayli yorucu, bunu baştan söylemeliyim. Ama özellikle inerken gördüğünüz muhteşem doğası size bütün yorgunluğunuzu unutturacak cinsten. Mimari olarak bu güzel yapının uzun zaman önce nasıl yapıldığı düşündürüyor. Yüzyıllar öncesinde her bir ayrıntısı düşünülüp inşa edilmiş bu manastır kütüphane odası ile daha da bir ilgimi çekti.  Küçük sayılmayacak bir kütüphane odasına sahip. Öğrencilere verilen eğitim burada desteklenmekteymiş.  Bu manastıra gittiğinizde mutlaka yolu ve tarihi bilen birilerinin yanınızda olması kültürel açıdan size çok şey katacaktır.  Yanınızda da fotoğraf makinanız mutlaka olsun, zira dağın eteğinde akan bir Altın Deresi var; Sesi de, serinliği de, görüntüsü de sizi bu ihtiyaca zorlayacak.

Trabzon’daki Atatürk Köşkü: “Atatürk bu köşk için “bembeyaz bir gelinlik gibi” benzetmesi yapmıştır. Trabzona’a geldiğinde bu köşkte kalırmış. Köşk şimdi müze olarak hizmet veriyor. 

Trabzon Ayasofya: Trabzon İmparatorluğu’nu kuran Komnenos ailesinden Kral I. Manuel tarafından 1250-1260 yılları arasında yaptırılan bir manastır kilisesidir. Günümüzde bir kısmı cami olarak da kullanılmaktadır.

Trabzon Çaykara ilçesine bağlı Uzungöl’deyiz.  Aynen kartpostallarda gördüğümüz gibi tam ucunda bir cami var. Uzungöl’e gittiğimi duyan herkes merakla o camiyi sordu. İsmi gibi uzun bir göl, masmavi, tıpkı Ayder Yayla’sında olduğu gibi etrafında turistik tesisleşme hız kazanmış. Uzungöl’e arabayla 15-20 dakikalık mesafede Demirkapı Yaylası var, gerçekten çok doğal kalmış keşfedilmemiş bir bölge. Orada yaşayanların evine (yayla evi) misafir olduk. Közde patates, çay ve manzara yorgunluğumuzu unutturdu. 

 

BATUM (GÜRCİSTAN)

Hopa’dan Gürcistan’a geçiş ve günü birlik geri dönüşümüzü gerçekleştirdik. İlk olarak  Batum giriş ve çıkışlarından başlamak istiyorum. Çünkü sıkıntılı olduğunu söyleyebilirim. Şöyle ki, nüfus cüzdanınız yanınızda ise bu yetmez. Cüzdanın yeni olması gerekir. Resmin size benzemesi gerekir. Kaplamasının çok çok yeni olması gerekir. Resim size benzemiyorsa çok rahat sizi kapıda bırakırlar ki iki arkadaşımız bununla ilgili bir sıkıntı yaşadı. Kaplamasının küçük bir kısmı hava almış olduğu için Batum’a geçiş yapamadılar. Bununla birlikte yurt dışına çıkış formu da doldurmanız gerekiyor. Bu form da elinizdeyse eğer geriye sadece sıra beklemek kalıyor. 

Batum’da ise Haçapuri meşhur yiyeceklerinden ve Armut suyu, doğal sebze ve meyve suları ünlüdür. Batum önemli bir liman ve ticaret merkezidir. Suptropikal iklim hakim olduğu için de bol sebze ve meyve yetişir. Bu sebeple de zaten meyve suları ünlüdür. Yanlız bu iklimin çok da bunaltıcı olduğunu söylemeliyim. Merkezde Osmanlı Dönemi’nden kalma bir cami vardır, Orta Cami… Gezimize bu cami ile başladık. Piazza Meydanı ve merkezdeki diğer mimari yapıları inceleye inceleye caddelerde dolaştık. Mimari yapılar oldukça yeni ve farklı. Opera binası, Botanik park, Acara Devlet Müzesi de diğer gezilebilecek yerler arasındadır.

                                      

 

Samsun ve Amasya

Vee geri dönüş yolundayız. Samsun’a dönüşte uğrayacağımızı söylemiştim ve Samsun’dayız. Burada Bandırma Vapuru ve Atatürk heykeli ziyaretlerimizi gerçekleştirdik. Bandırma Vapuru orjinal Bandırma Vapuru değil maalesef. Çoktan  tarih olmuş daha sonradan aynısının maketi yapılmış. En alt katında müzesi var. Atatürk’in giydiği kıyafetleri, fotoğrafları ve eşyaları sergileniyor. Samsun’da Atatürk Heykeli önünde de toplu hatıra fotoğranızı çekinmeyi ihmal etmeyin derim; çünkü bu heykel çok başarılı, ödüllere layık görülen bir heykel. Buradan da şehzade kenti olarak bilinen Amasya’ya geçiyoruz. Tarihi konakları var, mutlaka gezmelisiniz.

Amasya zamanında şehzadelere ev sahipliği yapmış bir kent bu yüzden havasında tarih kokusunu hissediyorsunuz. Camilerinde, konaklarında, köprülerinde, arkeolojik alanlarında, kaya mezarlarında, külliye ve medreselerinde, tarihi han ve hamamlarında bu havayı hep hissedeceksiniz. Merkeze yakın bir alanda bulunan “Kral Kaya Mezarı”’nı ziyaret etmenizi de öneririm.

Amasya’da uğramadan asla dönmemeniz gereken yer ise Müslüman mumyaların olduğu müze. 

         

Gezimiz Amasya’da bulunan Ferhat ve Şirin su kanalları ile de son buluyor. Fıkra ile başlamıştık isterseniz bir aşk hikayesi ile sonlandıralım. Dilden dile dolaşan Ferhat ile Şirin’in aşkından bahsedelim.

İşte en bilindik efsaneleri;

“Amasya Sultanı Mehmene Banu’ya, kız kardeşi Şirin için, dünürcü gönderir Ferhat. Sultan; Şirin’i vermek istemediği için olmayacak bir iş ister delikanlıdan. “ 

Şehir'e suyu getir, Şirin'i vereyim” der, demesine de su, Şahinkayası denen uzak mı uzak bir yerdedir.

Ferhat'ın gönlündeki Şirin aşkı bu zorluğu dinler mi? Alır külüngü eline, vurur kayaların böğrüne böğrüne. Kayalar yarılır, yol verir suya. Zaman geçtikçe açılan kayalardan gelen suyun sesi işitilir sanki şehirde.

Mehmene Banu, bakar ki kız kardeşi elden gidecek, sinsice planlar kurarak bir cadı buldurur, yollar Ferhat’a. Su kanallarını takip edip, külüngün sesini dinleyerek Ferhat’a ulaşır. Ferhat’ın dağları delen külüngünün sesi cadıyı korkutur korkutmasına da, acı acı güler sonra da. “Ne vurursan kayalara böyle hırsla, Şirin'in öldü. Bak sana helvasını getirdim” der. Ferhat bu sözlerle beyninden vurulmuşa döner. “Şirin yoksa dünyada yaşamak bana haramdır” der. Elindeki külüngü fırlatır havaya, külüng gelir başının üzerine bütün ağırlığıyla oturur. Ferhat'ın başı döner, dünyası yıkılmıştır zaten “ŞİRİN !” seslenişleri yankılanır kayalarda.

Ferhat'ın öldüğünü duyan Şirin, koşar kayalıklara bakar ki Ferhat cansız yatıyor. Atar kendini kayalıklardan aşağıya. Cansız vücudu uzanır Ferhat'ın yanına.

Su gelmiştir, akar bütün coşkusuyla, ama iki seven genç yoktur artık bu dünyada. İkisini de gömerler yan yana. Her mevsim iki mezarda da birer gül bitermiş, sevenlerin anısına, ama iki mezar arasında bir de kara çalı çıkarmış. İki sevgiliyi, iki gülü ayırmak için.”

 

Sahibi: Prof.Dr. Abdurrahim Özgenoğlu
Yayın Kurulu: Prof.Dr. İsmail Bircan, Uzman Nilüfer Ünal, Osman Kutlu
Editör: Gülden A. Pınarcı
İçerik Yöneticisi: Dinçer Azapcı
3 Ayda bir yayınlanır.